Ayça Benli HARMANCIOĞLU’nun Kaleminden

Değerli Dostlarım,

 

1990’lı yıllarda internet hayatımıza henüz bu kadar temas etmemişken ve gazete okumanın son derece kıymetli olduğu dönemlerde bir Pazar günü elime aldığım gazeteyi meraklı gözlerle okurken şöyle bir başlıkla karşılaşmıştım: “2000’e 10 kala!” İşte milenyum yılı geliyordu. Herkes 2000 yılından öyle gizemli öyle mistik şekilde bahsediyordu ki, etkilenmemek mümkün değildi. İnanılmaz heyacanlı bir şekilde beklemeye koyulduk. Aradan yıllar geçerken, teknolojide de son derece hızlı bir gelişim ve değişim süreci yaşanmaya başlanmıştı bile. Teknoloji dünyası “Windows” ile tanıştı; pencereler, clickler, klasörler, mouselar havada uçuşuyor; internet kavramı hayatımızda etkilerini hissettirmeye başlıyordu. Bu gelişmelerden uzak kalmak, görmezden gelmek, yanından geçmek, hayatımıza almamak; hayatın gerekliliklerini yaşamamak anlamına gelmeye başladı.

 

2000 yılı tüm haşmetiyle geldi. Milenyum yılına girmiştik. Bir dönüm noktası olduğuna inanıyorum. Milenyum kuşağı diye bir kuşak bile oluştu. Bakış açıları değişmiş, bir yandan internet ile birlikte “globalleşme” kavramı da hayatımıza oturmaya başlamıştı. Dediğim gibi, bu gelişmelerden uzak kalmak demek çağa ayak uyduramamak demekti.

 

Teknolojide bu aşamaya gelinmişken, diğer yanda da ilginç reklamlar boy göstermeye başlamış, pazarlama alanında denenmemiş yöntemler kullanılmaya başlanmıştı. Bir şirketin can damarı satış yapmaktır, ancak 2000’li yıllardan sonra alternatiflerin ve rekabetin artması çoğu şirketi alarm durumuna geçirdi. Başlangıç yılları 80’li yıllarda ithal ikameci ekonomiden serbest piyasa ekonomisine geçiş olsa da, artık öyle bir döneme gelindi ki aynı ürünü veya hizmeti sunarken, müşterinin “siz nasıl bir fark yaratıyorsunuz” sorusuna ikna edici cevaplar vermek gerekiyordu. İşte bu dönemlerde pazarlamanın destekleyici gücü giderek ihtiyaç haline gelmeye başlamıştı. Başlangıçta şirketler pazarlama yöntemlerinden biri olan “korkutma faktörünü” çok kullanır oldular. Bazılarımız hatırlar, o dönemlerde şık siyah bir küvet imajı sunulurdu ama bunun verdiği gizli mesaj; “İçinden çıkamayacaksınız.” idi. Burada uygulanan korkutma metodu kişileri ilgili ürünü almaya yönlendirme amacını taşıyordu. Bu yöntemin doğruluğu oldukça yoğun tartışmalara neden olsa da günümüzde bazı şirketler bunu kullanmaya devam etmektedir.

 

Pazarlamanın önemi gittikçe artarken buna paralel kavram karmaşaları da ortaya çıkmaya başladı. “Ne iş yapıyorsun?” sorularına verilen, “Pazarlamacıyım, pazarlama uzmanıyım, pazarlama müdürüyüm…” cevapları, kitlelerin algısında kapı kapı dolaşıp ürün hünerlerini gösteren kişileri çağrıştırdı ve bu algıyı değiştirmek uzun zamanlar aldı. Gelinen noktada, itiraf etmek gerekirse, hakkımızda hala aynı şekilde düşünen bir kuşak var. Algı değişikliği yaratmak, ilmek ilmek örülen bir dantel masa örtüsüne benzer. Uzun zaman geçmesi, fikirlerin oturması, savunucularının artması ve aslında moda olması bile gerekebilir.

 

Akıllarda yer eden pek çok reklam biliyoruz. Eminim bu satırı okuduğunuzda aklınızda saniyeler içinde en az iki üç reklam belirmiştir ve çok hızlı bir şekilde pazara damgasını vuran muhteşem 10 reklam sayabiliriz. İşte pazarlamanın gücü, fark yaratarak akıllarda kalmayı sağlamak, talebi yaratarak satışları doyurucu hatta en üst seviyelere taşımaktır. Pazarlama yöntemleri ile görülmeyeni görünür kılmanız, bilinmeyeni bilinir kılmanız, görünen ve bilinen şeyler yanlış ya da eksik ise doğru şekilde anlatmanız gerekir.

 

Teknolojinin gelişimi yıllar içinde öyle hız kazandı ki, cep telefonlarına gelen 4,5G internet, akıllı telefonların hayatımızdaki yerini neredeyse vücudumuzun bir parçası olacak şekilde güncelledi. Bu sektör, kendisini geliştirirken diğer sektörleri de arkasından koşmaya davet etti. Teknolojiyi takip etmemek olmazdı. Masaüstü bilgisayarlar, tabletler, cep telefonları; sosyal medyanın çekici yüzüyle birlikte hayatımızdaki mihenk taşlarından oldu. Bu gelişmeler sonucunda, geleneksel pazarlama yöntemlerinden farklı bir şeyler yapmak gerekiyordu artık. İşte şimdi “dijitalleşme” zamanıydı.

 

Dijital pazarlama dediğimiz dünyada, aklınıza gelen bütün geleneksel pazarlama yöntemlerinin dijital halini uygulayabilir hatta üzerine yüzlerce yol daha ekleyebileceğiniz bir harita çıkarabilirsiniz. 2020 yılının başlarında patlayan ve tüm dünyayı kavuran pandemi süreci ile birlikte hepimizin dijital dünyası da evrenselleşti. Seminerler webinar, fiziksel etkinlikler online etkinlik, sunucular influencer, basılı reklamlar online banner, promosyonlar sanal hediye çekleri, reklamlar dijital araçlar oldu, ancak bunlar ilk bakışta sayabileceğimiz bir kaç örnek. Bu gelişmeler hem maliyet hem de zamandan tasarruf sağladı. Sosyal medyanın gücü hepsinin önüne geçti.

 

Vitel pazarlama ekibi olarak, son yıllardaki gelişmeleri de çok yakından takip ederek pazarlamanın ne kadar önemli bir araç olduğunu defalarca kanıtlayarak, çalışmalarımıza hem fiziksel hem de dijital, hatta yenilerde lügatlara girecek bir deyim olan “fijital” faaliyetlerle devam ediyoruz. İyi bir pazarlama faaliyeti ile yerel ve global olarak bilinirlik, görünürlük, büyüme, etki yaratma, öncülük etme, yenilikçilik, modernleşme kelimelerinin yöneticisi olabilir, hayal ettiğiniz her şeyi gerçeğe çevirebilirsiniz.

 

Vitel, pazarlamaya inanan ve bunun gücünü çok iyi şekilde kullanan bir şirket olarak emin adımlarla geleceğe doğru çıtayı sürekli yükseltmektedir.

 

Sevgiler